Padişahları Nasıl Bilirsiniz?

images (4)Padişahları Nasıl Bilirsiniz?

Geçtiğimiz ay Orhan Gazi ve Murad Hüdâvendigâr’ın dindarlığını ve İslâm’a hizmetlerini Şükrüllah Efendi’nin Behcetü’t- Tevârîh’inden aktarmıştık. Yıldırım Bayezid ve Mehmet Çelebi ile devam edelim:

“Bayezid Hüdâvendigâr, emirlik koltuğuna oturunca adaleti, eşitliği ata ve dedelerinden daha iyi bir şekilde ilerletti. İtikadında asla bir bozukluk olmadığı için ilim ehline rağbet etti. Fakirlere şefkat gösterirdi, güçlülere izzet, zahid ve âbidlere riayet, halka karşı adalet sergilerdi. İtikad ve dindarlığı bilinip meşhur olunca alimler ve fazilet sahipleri yüce makamına yöneldiler.

Sultan, zühd ve takvayı ilerletti. Emirler ve sultanların geleneğinde dinin hükümlerine muhalif olan oyun, eğlence ve şeytanın vesvesesinden doğan bunların benzeri şeylerin tümünü terk etti. Zamanın alim ve şeyhleri onun sohbetiyle şerefleniyorlardı.

Çelebi Mehmed, Hicrî tarih 815. yıl altıncı ay ikinci günü (9 Eylül 1412) Osmanlılar tahtına oturdu. Atalarının ve dedelerinin geleneğini asla değiştirmedi. Hatta fazlalaştırdı. Kâfirler hepsi haraç vermeye boyun eğip halk olmayı kabullendiler ve ordudan boş kalmadılar. O da ataları gibi dârülhayr yapılmasını emir buyurdu. Hem cami hem hankâh (dergâh) hem de kimsesizler yurdu yaptılar. Daha güzeli ve lezzetlisi olmayan yiyecek türleri havas ve avama ulaştırıldı. Dârühayrın karşısında birmedrese yapılmasını emretti. O medresede talebeler, öğretilmesi faydalı olan dinî ve ilmî hiçbir ilim dalından nasipsiz kalmadı. Müderris, talebe ve diğer hizmetçilerin giderini karşılayacak kadar maaş bağladı. İki dârülhayr arasında mübarek vücudunun dinlenmesi için bir kubbe yapılmasını emretti. O kubbenin içine de Kur’an-ı Kerim’den güzel sesleriyle her gün otuz cüz okuyacak, sevabını dede ve atalarına ve diğer müslümanlara hediye gönderecek otuz tecvidli okuyan hafızı yerleştirdi. Hafızların giderini de günlük olarak ulaştırırdı.”

Zahid el-Kevserî’nin Çilesi

Osmanlı sonrası Türkiye’den hicret etmiş alimlerimiz birçok sıkıntıya katlanmışlar. Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi’nin yardımcısı olan Muhammed Zahid el-Kevserî hazretlerinin bir hatırasını talebesi Abdülfettah Ebu Gudde onun dilinden anlatıyor:

“Şam’a geldiğimde, sürekli Zahiriye Kütüphanesi’nde vakit geçiriyor, yakın zamana ait kitapları mütalaa ediyordum. İlk zamanlar bir otele yerleştim. Harçlığım azalınca daha mütevazi, alt katta bir odaya yerleştim. Türkiye’den gelen gariban bir adamla ortak tuttuk burayı. Bir müddet sonra ben iyice fakirleştim. Oda arkadaşım fakir olmasına rağmen elindeki az bir şeyi benimle paylaştı. Yememiz ve içmemiz ortaktı. Sonunda onun da parası tükendi. Yiyecek parası kazanmak için çalışmaya çıktı. Bu sırada çok acıktım. Yanımda bir lira bile yok! Ertesi günü sabahı yine aç bir şekilde adetim olduğu üzere kütüphaneye vardım. Fakat yemek yok. Sonra odama döndüm. Açlıktan sabaha kadar uyumuşum. Sabah yine kütüphaneye gittim. Yine aç olarak döndüm. Ertesi güne kadar odamda oturdum. Üçüncü gün sabahı dayanılmaz bir açlıkla kütüphaneye gittim. Evde oturmak açlığımı ve ızdırabımı artırıyordu. Belki meşguliyet açlığımı biraz unutturur diye düşündüm. Öğleden sonra odama döndüğümde, yazışma adresi olarak verdiğim mahallenin bakkalına uğradım. Bana postacının elden teslim alınan bir mektup getirdiğini haber verdi. Açlık ve aşırı yoğunluğuma rağmen postaneye gittim. Mektubu Şeyh Raşid Havâsilî, İstanbul’dan dört ay önce göndermiş. Havalede üç altın vardı. Şimdiye kadar bu mektup ve havale, beni bulamamaları ve adresimi bilmemeleri nedeniyle İstanbul ile Kahire arasında gidip geliyormuş. Tam en muhtaç olduğum gün bana ulaştı. Ben ve oda arkadaşım bununla bir müddet idare ettik.

Dostumun havaleyi gönderme sebebi şu imiş: Bir gün evine güzel bir balık alarak gitmiş ve pişirip yemiş. Sonra benim işsiz güçsüz, ailemden ve memleketimden uzak olduğum ve sadece bir elbise ile çıktığım hatırına gelmiş. Bana bu havaleyi aylar önce göndermiş fakat lütfu bol Rabbim, en uygun olan bir vakitte elime geçmesini dilemiş.”

‘Sırdaşım, Ahiret Kardeşim’

Eskiden tasavvuf erbabı arasında mektuplaşmalar oldukça yaygındı. Nitekim her meşrepten birçok Allah dostunun mektupları günümüze ulaşmıştır. Bu mektuplarda ilmî ve tasavvufî mevzuların yanında günlük meşguliyetlere dair konular da olurdu. Fakat her mektupta öncelikle dikkat çeken her birinin üslubunun inceliği ve karşılıklı nezaketti. 18. yüzyılın önemli simalarından İbrahim Hâs’ın (v. 1762) Safranbolulu bir zata gönderdiği mektubun bir kısmını okuyalım:

“Sırdaşım, ahiret kardeşim faziletli Seyyid Muhammed hazretlerine tazim ve hürmetten sonra…

Bizi sorarsanız hal malum. Kıymetli bir vakitte Emir Bekir Dede eliyle bize gönderdiğiniz mektubunuz ve hediyeniz ulaştı. Çok sevindik. Hüseyin Ağa oğlumuz çiftlikte olduğu için onlara olan mektup ve hediye bir kimse ile kendisine gönderildi. Onlar da çok sevindiler. Ve dahi oğlumuz ve oğlunuz Seyyid Abdürrahim’e selamlar söyleyin. Gönlü teslim oldu mu, seyr u sülûkunda mürşidine bağlılığı arttı mı? Hüseyin Dede’ye de selam söyleyin. Gönül illerini viran kılabildi mi? Bu viranede misafir olduğunu anlayabildi mi? Gönül ancak bu dünyayı terk ederek pak olur.

Özellikle Kastamonu’da kutuplar sultanı Hazreti Pîr Şeyh Şaban Efendi hazretlerinin postnişini olan Şeyh Mehmed Efendi huzurlarına da selamlar olunur. Hakikat nurları ve sırlarla dolu hallerinden sual olunur. İnşallah daima Hazreti Pîr’in makamında Allah’a irşad üzere olurlar. Ayrıca ariflerin özü, Hak aşıklarının gıpta ettiği kişi Şeyh Aziz-zâde Efendi’ye de selamlar olunur. Hallerinden de sual olunur. İnşallah daima müridlerin irşadıyla, onlara feyz vermekle meşgul olurlar.

Benim aziz kardeşim! Takdir-i ilahî, yolunuz Kastamonu’ya düştüğünde bu mübarek zatlara selamımı iletmenizi rica ederim. Sakın unutulmasın.”

Tavizsiz Alimler

Alimin değeri, okuduğu yazdığı kitaplar kadar dik duruşu ve bildiğini çekinmeden söyleyebilmesine de bağlıdır. Bu yüzden tarih boyunca taviz vermediği için sürgün gönderilmiş, hapse atılmış alimlerimiz vardır. Fakat doğru söylediği için onlara hürmet gösteren, yanından ayırmayan padişahlar da vardır.

Molla Fenarî Osmanlı’nın önemli alimlerindendir. Bir mecliste Yıldırım Bayezid, “Ben bu konuyu bilirim!” diyerek şahitlik yapmak istemiş, fakat Molla Fenarî, cemaatle namazı terk edenin şahitliğinin kabul edilmeyeceğini söyleyerek bu isteği kabul etmemiştir. Bu olay üzerine Yıldırım Bayezid de cemaate devam edebilmek için sarayın bahçesine bir cami yaptırmıştır. Aralarındaki bir fikir ayrılığından Molla Fenarî Osmanlı’dan ayrılıp Karaman’a gitmiştir. Bu duruma çok üzülen padişah Karaman Beyi’nden onu geri göndermesini istemiş ve bu talep üzerine Osmanlı ülkesine geri dönmüştür. Molla Fenarî hazretleri Osmanlı’nın ilk şeyhülislâmıdır.

Benzeri bir olay da Fatih Sultan Mehmet ile Molla Güranî arasında gerçekleşir. Bursa kadılığını ve vakıfların idaresini yürüttüğü zaman, padişahın dinin hükümlerine aykırı bulduğu bir fermanını yırtması üzerine görevden alınır. Bunun üzerine Molla Güranî Anadolu’yu terk ederek Mısır Sultanı Kayıtbay’ın yanına gider. Bu durum Fatih’i çok üzer ve Kayıtbay’dan onu geri göndermesini ister. Kayıtbay, kendi yanında kıymetinin daha iyi bilindiğini söyleyerek göndermek istemez. Fakat Molla Güranî, Fatih ile arasında bir baba oğul ilişkisi olduğunu ve ayrıca göndermezse iki ülkenin arasında düşmanlık ortaya çıkacağı endişesini dile getirir. Bunun üzerine Kayıtbay dönmesine izin verir. Fatih, Molla Güranî’yi daha yüksek bir maaşla Bursa kadılığına, daha sonra da şeyhülislâmlığa getirir.

 

Ali Sözer

Semerkand Dergisi

Mayıs 27, 2013 tarihinde Sohbetler, Tasavvuf içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: