Muhammed Ma’sum Hz. (ks) Kimdir Hayatı ?

Altın Silsile

Altın Silsile

İmam-ı Rabbani’nin üçüncü oğlu.

H. 1007 tarihinde doğdu.

Çocukluk çağları diğer çocukların çocukluk hallerine hiç benzemezdi. Çocuk oldukları halde, diğer çocukların yaptıklarını yapmazlardı. Hiç bir zaman kundağını kirletmezdi. Dadısından hiç süt istemezdi. Ramazan ayının gündüzünde asla süt emmezdi. Dadısı Ramazan’ın başında her ne kadar ona süt emzirmek için uğraşmışsa da bir türlü emziremedi. Sonradan iş anlaşıldı ve artık Ramazanda gündüzün kendisine süt emzirmek için uğraşmadılar.

İmam-ı Rabbani, onun için: “Oğlum Muhammed Ma’sum, daha üç yaşında iken, Hakk Tealanın Fadl’ü Keremi ile evliyayı ümmetin bütün kemalatını elde eylemişti. (Çocuk yaştakilere velayetin verilebileceğine inanmayanların kulakları çınlasın ve unutmasınlar ki, Kur’an onlara şu ayeti ile gereken dersi veriyor: “Bu Allah (CC)’ın fadlıdır. dilediğine verir.”) Muhammed Ma’sum daha yedi yaşlarında iken, Kur’an-ı ezberliyor. On bir yaşında da ilimde derya oluyor. İlminin bir kısmım büyük ağabeyi kıdve-i evliya hazreti Şeyh Muhammed Sadık (KS) dan ve birazını da, alimlerin büyüğü ve babasının halifelerinin en üstünlerinden olan Şeyh Muhammed Tahir-i Lahori’den aldı. Başka yerlerden de istifade eylemiştir. Hadis kitapları iznini de, müselsel hadis ile babalarından almıştır.

On altı yaşında irşat postuna oturur. İrşada başladığı iki bini babasının halifelerinden olmak üzere, elli bin kişi kendisine biat ediyor…Müritlerine devamlı Sünnet-i Seniyyeye ittibaı emreder ve “Bid’at işlemeyeceksiniz isterse en basit bir işte bile olsa..” derdi.

-“Takva, insanın insanlığını kuvvetlendirir.” derdi.

“Mü’minin kabri cennet bahçelerinden bir bahçedir.” derdi. Burada kabrin cennet bahçesi olması demek, o kabrin bulunduğu yer cennet arasındaki perdelerin ve uzaklığın kalkmasıdır. Bu iki yer arasında hiç bir perde ve engel kalmaz. Sanki o yer cennet ile fena ve bekaya kavuşmuş olarak, zuhur eder. Buradan Peygamber efendimizin (SAV) Şu hadis-i Şerifinin manası anlaşılır: “Kabrim ile minberimin arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir.” Bu manadaki cennet bahçesi seçilmişlerin seçilmişlerine mahsustur. Başkalarının kabirlerine imanlarının nuru nisbetinde cennetden ancak bir pırıltı hasıl olabilir.

Dünya hayatı iki şeye bağlıdır: His ve hareket. Kabirdeki hayatta yalnız his vardır. Hareket yoktur. Allahü Teala hakim-i mutlaktır. Her yerin haline uygun hayat veriyor. Kabir hayatında histen kurtulmağa imkan yoktur. Elem ve zevk için his şarttır. Harekete ise lüzum yoktur.

Kendilerine bağlı bulunan birçok müritler ve yakınlarının isteği ile, keramet ve mükaşefeleri toplanarak Arapça bir kitap haline getirilmiştir. Bu kitap bir mecmua şeklini almış ve adına da “Hasenat-üt-tarafeyn-i yakut-i ahmer” denmiştir. Muhammed Ma’sum’un (KS) bu eserinin muhtelif nüshaları Müceddid-i Elf-i Sani’nin türbesindeki kütüphanede bulunmaktadır. İmam-ı Rabbani kendileri sağ iken hazırlanan bu kitabı kendileri görünce:

-“Hak Teala’nın sana bahşettiği bu fadl ü kerem kolay kolay her kula nasip olmaz. Buradaki mükaşefeler tamamen doğrudur.

Kerametleri saymakla bitmez.

Müritlerinden biri iflas etmiş ve çök sıkıntıya düşmüştü. 0 kadar ki, bazen bir kaç gün ardarda yemek bulamazdı. Huzura gelip şeyhinden dua talebinde bulundu.

Şeyh: “Din mi istersin, dünya mı?”

Mürit: “İkisini birden isterim.”

Şeyh hazretleri güldüler ve dua ettiler. Bir ay geçmeden, adamın yaşantısı değişti ve sıkıntılardan kurtuldu.

Ekber Abad şehrinde bir şeyh vardı. Hastalandı. Ölmek üzereydi. Kız kardeşinin oğlunu istedi. Buyurdu ki, “senin hallerin tamamlanmadı. Ben de ölüyorum. Şimdi senin Urvet-ül Vüska hazretlerinin huzuruna gidip, süluk eylemen ve böylece kemal mertebelerine kavuşman gerekiyor. Zannedersem, bu büyük nimete ancak on iki sene sonra kavuşabileceksin. Tesadüfen bu müddet içinde, her ne kadar birçok yerlere sefere gittiyse de irşat diyan olan Serhende yolu düşmedi. Ancak on iki sene sonra, mübarek Serhend şehrine geldi. Hazret-i Urvet-ül Vüska’nın ziyareti ile şereflendi. Urvet-ül Vüska onu görünce buyurdu ki: “Üstadının sana söylediği on İki sene bugün doldu.” Gelen aziz hesap etti. Buyurdukları gibi çıktı. Urvet-ül Üska yine buyurdular: “Bu manayı üstadının büyüklüğünü göstermek İçin izhar eyledim. Burada bulunanlar da, onun kemalini böylece öğrensinler, diye söyledim.

Bir gün de şeyhin ihlas sahibi müritlerinden biri, huzura girdi. Gözlerinde bir hastalık meydana geldiğini ve bir hayli tedavi ettiği halde fayda etmediğini bildirdi. Bunun üzerine Şeyh, mübarek ağzının suyundan bu zatın gözlerine sürüp dua ettiler. Allah’ın (CC) izni ile adamın rahatsızhğı geçti.

Yine bir mürit vardı ki evladı olmuyordu. Her ne çareye başvurduysa da nafile… Nihayet Şeyhe geldi. Mübarek buyurdular: “Bu yıl senin bir oğlun olacak, salih bir insan olarak yetişecektir.”

Allah’ın (CC) izniyle hadise aynen gerçekleşti.

H.1097’de vefat ettiler.

Gaslini Ahuvend Sücadil yaptı. Mübarek ağzını yıkamaya sıra gelince, bu mübarek ağzı açacak kuvvetim yoktur dedi. Urvet’ül Vuska hayatta olanlar gibi ağzını açtı. Suyu ağzına aldı ve çalkaladı. Orada bulunanlar bu hali görünce şaşırdılar. Namazını en küçük kardeşi Şeyh Ciyu (Şeyh Yahya) kıldırdı. Defnederken gökler ağlıyordu. Öyle şiddetli yağmur yağıyordu ki.mezarın üstüne çadır çekmek icabetti.

Ardında altısı erkek, beşi kız on bir çocuk bıraktılar Erkekleri: Hz. Muhammed Sıbgatullah, Hz. Muhammed Nakşibend Hüccetüllah, Hz. Hoca Muhammed Ubeydullah, Mürevvicüş-Şeria Hz. Muhammed.Eşref, Şeyh Seyfü’d-din, Hz. Şeyh Muhammed Sıddık (R.A.E.)

Kızları ise: Emefüllah, Aişe, Arife, Akile, Safiyye (R.Aleyhinne)

Adetleri ve Alışkanlıkları:

Şeyh Muhammed Ma’sum gecenin üçte iki kısmı geçtikten sonra “Teheccüt” namazı kılmak için kalkarlar, namazı kıldıktan sonra biraz istirahat buyururlardı. Sabah namazını vaktin başında çok erken kılarlar, sonra murakabe ile meşgul olurlardı. Daha sonra müritlerle hasbihal eder, kendilerine nasihatte bulunurlardı. Vakti girince öğle namazını kılarlar, arkasından da Kur’an-ı Kerim tilavet buyururlardı. Gerek murakabe halinde iken ve gerekse diğer zamanlarda müritİeri daima etrafında toplanmış bulunurlardı.

Yemeği, evde bütün ev halkıyla beraber veya misafir varsa onlarla birlikte yerlerdi. Tatlıları ve bilhassa helvayı çok severlerdi. imaret’te (zaviye) her gün yemek pişer fukaraya ve herkese dağıtılırdı. Her gün en azından beş bin kadar insan, imaret mutfağının yemeği ile karınlarını doyururlardı. Genellikle buğday unundan ekmek, pirinç pilavı ve et yemeği yapılırdı. Yemek hizmetini kırktan fazla insan görürdü. Böylece imaretin ne kadar geniş, teşkilatlı ve muntazam olduğu kolayca anlaşılır.

Sünnet-i seniyye-i Nebevi gereğince öğle namazından sonra az bir müddet uyurlar, namazları daima cemaatle ve vaktin evvelinde kılarlardı. Namazların arasında tefsir ve hadis dersi verirlerdi.Kendileri kelime-i şehadeti çok okurlar ve çok okunmasını da tavsiye ederlerdi.

Hasta ziyaretinde çok önem verir ve ölen kimsenin yakınlarına başsağlığı için giderlerdi. Biri Risalet penah (SAV)’in diğeri de Hazret-i Müceddid-i Elf-i Sani (R.,Aynin vefat gününde olmak üzere yılda iki defa “Arus” günü tertip ederlerdi.

Mübarek; uzun boylu, vücutları gelişkindi, buğday benizli az esmer idi. Mübarek alınları açık burunları azıcık kalkıktı. Gözleri iri, mübarek sakallan beyazdı, vücut azalan da mütenasib idi. Gözünde biraz kırmızılık vardı.

Mart 23, 2012 tarihinde Nakşibend - Nakşibendiyye içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: